Masal Nedir

🔊

Masal’ın Tanımı

Masallar, halk dilinde anlatılarak oluşan sözlü edebiyat ürünüdür. Bir yazar tarafından sonradan yazıya geçirilmiştir.

Masallarda olaylar tamamen hayal ürünüdür. Yer ve zaman belli değildir. Kahramanlar insan üstü özellikler gösterir. İyiler hep iyi, kötüler hep kötüdür. İyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır. Masallarda eğiticilik esastır. Çoğu kez evrensel konular işlenir. Dünya edebiyatında Kelile ve Dimne, Binbir Gece Masalları ünlüdür. Türk edebiyatında Keloğlan en tanınmış masal kahramanıdır. Eflatun Cem Güney masallarımızı derlemiş ve bir kitap halinde yayımlamıştır.

Masal, kişilerinin hayal gücünün yardımı ile bir baş kahramanın etrafında geçen olağanüstü olayların zaman ve yer belirtilmeden anlatıldığı edebiyat türüne masal denir.

Halk dilinde ağızdan ağza anlatılarak oluşan sözlü edebiyat ürünüdür. Yazar tarafından sonradan kaleme alınan yazılardır. Masallar genellikle tekerleme ile başlar ve bunlar şiir şeklinde olur. Masallar insanlarda okudukça merak duygularını en çok uyaran yazı türlerindendir. Okurken masallarda masalın nasıl devam edeceği, canlandırdığımız hayal kahramanlarının neler yapabileceği ve masalın ne gibi bir sonuçla biteceğini merak içinde okuruz. Bu da bizim duygularımızı en üst seviyeye çıkartmaktadır.

Masallarda sonuç genellikle iyiliğin her şeyin başı olduğu, kötülerin kazanamadığı, halk içinden birinin kötülere karşı mücadelesinde üstün gelmesi işlenir. Masallar da gerçekte olan bir yer yoktur. Bu yerleri yazarlar hayal güçlerini kullanarak kurgularlar. Aynı zamanda okuduğumuz masalların zaman kavramı da belirsizdir. ”Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde” gibi. Masallar da geçen kahramanlar da üstün özellikler vardır. Kimisi bir peri, kimisi bir dev, kimisi bir cüce gibi. Bunların bazıları iyi taraf, bazıları ise kötü taraftır. Çocuklara iyiliği ve kötülüğü daha kolay kavramalarında yardımcı olur ve masalın sonunda hep iyiler kazanır.

Masalların Tarihi Gelişimi

Doğaüstü güçlere yer veren veya gerçekçi, destansı veya alaylı bir anlatı olan masal, sözlü halk edebiyatının en eski biçimlerinden biridir. Yerli, yabancı veya mahalli folklor masallarından yapılan sayısız derlemeler masalın günümüzde de büyük bir ilgiyle karşılandığını gösterir.

Masalların kaynağı oldukça tartışmalıdır; fakat gerçek olan bir şey varsa o da bazı masallarda işlenen ana konulara dünyanın çok değişik bölgelerinde rastlandığıdır; öyle ki bu masalların tek bir masal ailesine dâhil oldukları ispat edilebilmiştir. Yazılı edebiyatın başlangıcından beri, masal bir edebi çeşit haline gelmek eğilimi göstermiştir.

Başlangıçta bu edebi çeşidin kendine has unsurlarından biri, olağanüstülük niteliğiydi. Ama bundan, masalın özünün olağanüstü niteliğe dayandığı sonucunu çıkarmamak gerekir. Masala kendine has niteliğini veren, daha çok, onu hayal gücüyle işleyen bir anlatıcının varlığıdır. Bu bakımdan türe örnek olarak Binbir Gece Masalları’nı göstermek mümkündür; ama Odysseia’da anlatılan Odysseus’un serüvenleri; Chaucer’in Cantorbery Masalları ve Boccacio’nun Decameron’u da masalın bu tanımına uygun düşer.

Nitekim, Maupassant’ın bazı hikayelerini de, yine aynı sebeple, yani yazar hikayesini kahramanının ağzından ve onun hatıraları biçiminde anlattığı için masal çeşidinden saymak yanlış olmaz. Yazar hikayesini bir kahramanın ağzından anlatmadığı zaman hikayenin ardında yazarın kendisinin varlığı sezilir ve hikayenin anlatılışı da ona göre değişir; mesela La Fontaine’in masallarının ayrıcalığı, zaten pek çoğu İtalyan masalcılarından alınmış olması dolayısıyla, konularından çok yazarın anlatım sanatıdır.

Kısaca söylemek gerekirse, masalın tarihi evrimini belirlemek öteki edebi türlerin evrimini belirlemekten daha zordur. Gerçekten de masalın değişmez özelliği sadece bir anlatı olması ve içinde uzun tasvirlere de, psikolojik tehlikelere de yer verilmemesidir; ayrıca tek bir olaydan veya bazı masallarda görüldüğü gibi birbirinden ayrı olarak ele alınabilecek bir olaylar dizisinden meydana geldiği için öteki edebiyat türlerine göre kısa da sayılabilir.

Öte yandan masalda ilk özelliği alan sözlü anlatı tarzının tabiiliği ve serbestliği vardır, ifadenin çocuksu olmasını ilk masallara has bir nitelik saymamak gerekir; çünkü çocuksu olmasına rağmen hiç de suni kaçmayan aynı söyleyişi Perrault’nun, Grimm’in ve Andersen’in masallarında ve bir yüzyıldan beri bütün ülkelerin edebiyatlarında rastlanan çocuk masallarında da bulmak mümkündür.

Masalın bu temel özellikleri, mesela romanın geçiregelmiş olduğu evrimlere oranla, masal türüne nispi bir değişmezlik kazandırmıştır. Hiç şüphesiz masalların malzemesi yüzyıllar boyunca zenginleşmiş ve özellikle konuları edebiyatın evrimiyle birlikte gelişmiştir. Mesela Voltaire, masalı felsefi propagandaya uyarlar. Zadig ve Candide yazarı, masal türünün geleneksel metotlarını kendi amacı için kullanırken, hikayenin okur üstündeki etkisini sağlayan çekicilik unsurunu da kaybetmemeğe dikkat eder. Romantik akım da, fantastik hikayelerinde masalın en eski süslemelerinden biri olan tabiatüstü unsurunu yeniden değerlendirdi.

Fransa’da bu yeniden değerlendirmenin öncülerinden biri Ch. Nodier olmuştur. Flaubert ise romanlarında pekiştirdiği nesir sanatını Üç Masal’ında uyguladı. Türk edebiyatında Tanzimat’tan sonra yazılan ilk roman ve hikayelerde masal unsurları geniş ölçüde kullanıldı. Ahmed Midhat Efendi (Karı Koca Masalı), Sabahattin Ali (Sırça Köşk), Aziz Nesin (Büyükler İçin Masallar) gibi yazarlar yeni Türk edebiyatında çağdaş meseleleri ele alırken masal unsurlarını kullandılar.

Biçimi ve evrimi bakımından masalı romandan ayırmak kolay olduğu halde, masal ile hikaye arasında kesin bir sınır çizmek hayli zordur. Başlangıçta hikaye diye, masallara göre daha gerçekçi konuları işleyen anlatılara denirdi; fakat zamanla bir anlatının, masal mı hikaye mi olduğunu ayırt etmek yazarlarının bile içinden kolay kolay çıkamadıkları bir mesele halini aldı. Bu karışıklığa rağmen denilebilir ki hikaye, tabiatüstü unsurlara yer vermediği oranda ve ölçüde masaldan farklıdır; öte yandan tekniği de masalınkine benzemez; hikaye aslında romanın kısasıdır ve özellikle günümüzde anlatanın damgasını taşıyan masalın esnekliğine karşı bir dereceye kadar nesnellik ölçüleri içinde gelişir.

Masalın Genel Özellikleri

Masallarda genellikle iyilik-kötülük, doğruluk-haksızlık, adalet-zulüm, alçakgönüllülük-kibir… gibi zıt durumların temsilcisi olan kişilerin mücadelelerinden veya insanların ulaşılması güç hayallerinden söz edilir.
Masallar, meydana geldikleri zaman bir kişinin malıyken, yaygınlaştıkça, yöreden yöreye, ülkeden ülkeye geçtikçe halkın malı olur. Masal, anonim bir türdür.
Masallarda genellikle bir eğitim amacı saklıdır; masallar bu yönüyle didaktik (öğretici) bir nitelik taşır.
Masalların bir kısmı hayvanlarla ilgilidir.
Masallarda yer ve zaman kavramları belirsizdir.
Masalların çoğu ”bir varmış, bir yokmuş” ya da ”evvel zaman içinde, kalbur saman içinde” gibi ifadelerle başlar. Bunlara tekerleme ya da döşeme denir. Tekerlemeden sonra olay ve dilek bölümleri gelir. Türk masallarında dilek bölümü “Onlar ermiş muradına, ” ya da ”gökten üç elma düştü.” biçiminde başlar.
Masallarda milli ve dini motiflere hemen hiç yer verilmez.
Anlatım kısa ve yoğundur.
Masal kişileri her tabakadan seçilebilir. Masallarda cinler, periler, devler de rol alır.
Anlatımda genellikle geniş zaman veya öğrenilen geçmiş zaman kipi (-mişli geçmiş) kullanılır.
Masal türünün Hindistan’da doğduğu sanılmaktadır.
Günümüzde bellli bir kişinin ortaya koyduğu yapma masallarda yazılmaktadır. Türk masalları üzerinde, bizde Pertev Naili Boratav, Eflatun Cem Güney gibi kişiler çalışmışlardır.

Masalların özelliklerini aşağıdaki başlıklarda ele almak mümkündür:

a) Konu:

Masallarda her insanı ilgilendiren evrensel değerler ve konular anlatılır. Özellikle çocuklara doğruluk, dürüstlük, iyilik, güzellik, ahlaklı olmak, erdemli olmak, yardımseverlik gibi duygular verilmek istenir. Ayrıca çevredeki kişilerin, olayların ve yöneticilerin eleştirileri de yapılır. Haksızlıklara karşı halkın ve halk içinde bir önderin direnmesi ve sonuçta mutlaka üstün gelmesi işlenir.

b) Olay:

Masallar olay eksenli bir edebiyat türüdür. Tamamen hayal ürünü olan bu olaylar, olağanüstü nitelikler taşıyabilir. Masallarda “olamaz” diye bir şey yoktur. Her şey olabilir ve bunlar konu olarak işlenir.

c) Yer:

Masalda belirli bir yer, çevre yoktur. Hâyâlî bir yer, çevre söz konusudur. Bunlar da genellikle “Kafdağının arkasında bir ülke, yedi kat yerin altı, periler padişahının ülkesi” gibi hâyâlî yerlerdir.

d) Zaman:

Masalda zaman da belirsizdir. Geçmişte bir zamandan söz edilir; ama aslında bu hâyâlî bir zamandır. Masallar geçmiş zaman kipi (-miş) kullanılarak anlatılır. Bu yönüyle de hikâyeden ayrılır. “Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler berber iken, develer tellal iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken… ”gibi tekerlemeler aslında zamanın belirsizliğini ve olayın hâyâlî olduğunu da açıklar.

e) Kişi:

Masal kahramanları olağanüstü nitelikler taşıyabilir. Masallarda “peri, dev, cüce, cadı, gulyabani, şahmeran, Zümrüdüanka” gibi hâyâlî kahramanlar karşımıza çıkabilir. Masalda, gerçek hayatta rastlanamayacak kişiler bulunabilir. Kişiler ya iyidir ya da kötüdür. İyiler hep iyilik yapar, kötüler de hep kötülük yapar. İyiler masalın sonunda mutlaka kazanır, kötüler de her zaman kaybeder.

f) Amaç:

Masalda eğiticilik esastır. Aslında yerin, kişilerin ve zamanın hâyâlî olması da bundandır. Kimse rencide edilmeden insanlara ders verilir. Herkes masalın sonunda verilen dersten kendisine düşen payı alır. Masallarda kötülükler eleştirilerek okurun ve dinleyenin bu kötüler gibi olmaması istenir. İyiler ve iyilikler de yüceltilir ki okur veya dinleyici iyi olsun ve iyilik yapsın. Bu yüzden özellikle eğitimde masallardan yararlanılır.

Masal Türleri nelerdir?

Olağanüstü öğe, kahraman ve olaylara yer veren öykülerden oluşan “masal” bir terim olarak aslında “Sindirella”, “Çizmeli Kedi”, ”Keloğlan” gibi sözlü geleneğin ürünleri olan halk öykülerini kapsar. Ama değişik sanatçılar tarafından kaleme alınan ve sözlü gelenekle ilişkisi olmayan edebî yönü ağır basan bazı eserler de bu türün içinde yer alır.

Öyleyse masallar, “anonim masallar” ve “sanatsal masallar” olarak ikiye ayrılabilir.

a) Anonim masallar:

Bu masallar toplumun değer yargılarını, anlayışını, kültürünü, dünya görüşünü yansıtan ürünlerdir. Söyleyeni belli değildir bunların. Toplumun ortak ürünüdür bu masallar. Sözlü olarak nesillerden nesillere aktarılır. Bunlardan günümüze gelenler, derlenmiş ve kitap olarak yayımlanmıştır.

Anonim masallar içinde “eğlence” amaçlı olanlar da vardır. Bunlar güzel vakit geçirtmeyi amaçlar.

Anonim masallar “zincirleme masallar” şeklinde de olabilir. Zincirleme masallarda sıkı bir mantık bağıyla birbirine bağlanan, küçük ve önemsiz bir dizi olay art arda sıralanır.

“Keloğlan” masalları anonim masallara örnek gösterilebilir.

b) Sanatsal masallar:

Bu masallar sözlü kültürün ürünü olan anonim masallardan farklı olarak, toplumda görülen aksaklıkları yermek, bir düşünceyi ortaya koymak gibi belli bir amaca yönelik olarak sanatçılar tarafından yazılır. Yani bunlar anonim değildir. Bu masallar yazanın toplumsal görüşlerini ve dünyaya bakış açılarını yansıtır. Fransız “La Fontaine”in yazdığı hayvan masalları da bu türdendir. Şeyhî’nin “Harname” adlı eseri bu masal türüne örnek gösterilebilir.

Masal Çeşitleri

1) Hayvan Masalları:

Hayvan masalları kısa masallardır. Kıssadan hisse vermek esastır. Kelile ve Dimne, Aisopos ve La Fontaine masalları bu türün en bilinen örneklerdir.

2) Olağanüstü Masallar:

Konu ve kahramanlar bakımından hayal ürünü ve akıl dışı özellik taşıyan bu tür masallar cin, peri, dev gibi doğaüstü varlıklar çevresinde biçimlenir.

3) Gerçekçi Masallar:

Kişi ve olaylar gerçeğe daha yakındır. Padişahlar, vezirler, kadılar gibi.

4) Güldürücü Masallar:

Genellikle fıkra ya da nükteli küçük hikâyeden oluşan bu masal türünün eski kültürdeki adı “latife”dir. Mizahi bir anlatıma dayanan bu masal türünde masalı sürükleyen fıkra kahramanları İncili Çavuş, Bektaşi gibi tanınmış fıkra kahramanlarıdır.

5) Zincirlemeli Masallar:

Küçük ya da önemsiz olayların art arda dizilerek halkalar biçiminde oluşturduğu art arda dizilerek halkalar biçiminde oluşturduğu masallardan oluşur. Bu masallarda halkalar sıkı bir mantık bağıyla kenetlenmiştir. Anlatı bu halkaların (olaylar ve masal kişileri) sayısı ölçüsünde uzar, sürükleyici bir tempo ile yürütülür.

Masallar Rüya ve Hayal Gibidir

Günlük hayattan sıyrılarak, insanların muhayyilelerinde tabiat ve gerçek dışı alemde yaşattığı kahramanların hikayesi. Sözlü nesir türüdür. Yazarları yoktur. Halk masallarına benzeterek ve aynı zamanda içlerine özel bir dünya görüşü konarak, belli yazarlar tarafından meydana getirilen masallara sun’i, yani “yapma masal” denir. İngiliz yazar Oscar Wilde, Danimarkalı Andersan ile Fransız Lafontaine bu tür masallarıyla tanınırlar. Türk edebiyatında on sekizinci yüzyıl yazarlarından Giritli Aziz Efendi, türlü kaynaklardan derlediği bu türden olan Muhayyelat’ını yazmıştır.

Masallar rüyaya benzer ve insanlardaki arzuları sembolleştirir. Çünkü hayatta mümkün olmayan ve çok istenen her şey masallarda gerçekleşiyor. Adalet, eşitlik, mutluluk, istenilen şekilde masal dünyasında bulunur. Mesela hor görülen bir keloğlan, kurnazlığı sayesinde şehzadeleri küçük düşürür. Fakir, öksüz bir kızcağız bir tarih cilvesiyle sultan oluverir. Yoksul birinin başına devlet kuşu konar. Masal dünyasında, gam, kasvet, çirkinlik, adilik yoktur. İyiler daima mükafâta kavuşur, kötülereyse en adaletli cezalar verilir. Masalların bütün dünyaya yayılma gücü ve alanı çok geniştir. Ancak masalların ilk defa dünyanın hangi bölgesinde söylenildiğine dair elde kesin bilgi yoktur. Böyle olmasına rağmen masalların kaynağı, yani menşei ile ilgili bazı görüşler vardır. Bu görüşlere ilk yer verenler Alman masallarını toplayan Girimm Kardeşler olmuştur. Daha sonraki araştırmacılar Hindoloji, Antropoloji ve Mitolojiye dayanan görüşler ileri sürmüşler, her görüşün temsilcileri diğerlerini tenkit etmişlerdir. Gerçekte masallar rüyalardan çıkmış ve buna paralel olarak gelişmiştir. Yapı bakımından incelendiğinde rüya ve masal arasında sıkı bir bağlılık vardır. Ancak rüya kendiliğinden, masallar ise suni düşünce mahsülü olarak ortaya çıkar.

Masallar girdikleri toplumun rengine az çok bürünürler. Masallardaki konular, temelde birbirine benzerse de, onu her milletin kendi örf ve adetlerine, kültürüne uydurduğu bilinmektedir. Hindistan, Arabistan, Anadolu, Akdeniz devletleri masal söyleme bakımından batıya nazaran daha zengindir.

Masallarda gerçek veya gerçeğe yakın bazı olaylar bulunabilir. Fakat bunlarda gerçek dışı olaylar esas teşkil edip, gerçekçilik bir süs gibi kalmaktadır. Masallarda belki tarihi olaylara bile yer verirler. Fakat bunlar masal havasında erimiştir.

İnsanlar, cin (peri) hayvanlar gibi hakiki veya dev, şahmeran gibi hayali varlıklar masallarda içiçe yaşar ve masalların kahramanlarıdır. Bunlar insanlara mahsus ölçüler, huylar içinde ele alınırlar. Yani insanlar gibi sever, hırslanır, öç alır veya yardım ederler. Masallarda yaşayan balık, kuş, ceylan, at gibi hayvanlar da olağanüstü vasıflar taşırlar. onlar da insan gibi düşünür, konuşur, üzülür, sever, acıma veya kin duyarlar. Hatta bu kategoriye cansız varlıklar bile katılır.

Masalda insanlar, gerçek veya gerçekdışı vasıflarda görünürler. Bu gerçek olmayan kuvvetlerini büyülü bir araçtan, var olmayan bir mahluktan veya evliyadan alır. Masalın kahramanları, belli bir toplumun bilinen bir zamanda yaşamış kişileri değildir. Her ülke ve zamanda olabilecek pâdişah, vezir, köylü, kadı, derviş, ırgat, harâmi gibi sembol tiplerdir.

Ancak masallarda her şey tatlıya bağlandığı için, bu tiplerin kötülükleri üstünde fazla durulmaz. Kötüler, korkunç olmaktan gülünç duruma getirilir ve yaptıklarının cezalarını görürler. İyiler ise uzun yaşayıp mutlu olurlar.

Masallarda çevre büsbütün hayali ve gerçek dışı ülkelerdir. Kafdağı, Yedi Derya Adası, Yedi Yerin Altı ve Üstü gibi haritalarda bulunmayan ülkeler gösterilir. Masallarda tasvirler gözlere değil hayale dayanmaktadır. Dünyada rastlanması imkansız olan bahçeler, saraylar, ırmaklar, şehirler yer alır. Ne zaman, hangi yerde bulundukları asla bilinmez.

Masallarda aynı kahraman bir ceylan, bir kuş veya bir gül fidanı oluverir. Kısaca şekilden şekle girer. Kötüler biçim değiştirerek sevimsiz varlıklar haline gelirler. Bir anda kıtalar ötesi mesafe alındığı gibi, yine bir anda korku, yerini sevince ve mutluluğa bırakır.

Masallar ve Destanların Farkları

Masalı destanlardan ayıran fark, masallarda milli ve dini inançların zayıf olması, diğer taraftan masalların geniş ve alabildiğine hayale yer vermesi, her dala konma ve hiçbir şeyde uzun uzadıya durmayış göze çarpar.

Masallar ve Milletlerin Kültürleri

Çeşitli milletlerin masallarında, mevzular temelde birbirine benzerse de, her milletin, masallarını kendi örf ve adetlerine, hislerine, kültürüne uydurduğu, ona kendisinden pekçok şey kattığı şüphesizdir. Ancak memleketi Hindistan sayılan masalların zamanla Avrupa’ya göçtükleri de kuvvetli iddialardandır. Umumiyetle çocukların sevip okuduğu masallar seçilirken, bu yabancılık unsuru gözden uzak tutulmamalıdır. Bir masalı dinleyen çocuk, masalın vermek istediği dersten çok, oradaki kişilerden ve hadiselerden etkilenecektir. Bu sebeple, yabancı masallar alınacaksa, bunlardaki yabancı unsurların selâhiyetli kişiler tarafından çıkarılması lazımdır. Yoksa, milli kültüre yabancılaşma, daha çocuk yaşta dinlenen ve körpe dimağlarda, kuvvetli izler bırakan masallarla başlayabilir.

Folklorcuların masallarla ilgilenmeleri pek eski tarihlere uzanmaz. Bu alanda ilk ilmi araştırma 1807’de Elai Johanneaus’nun Halk Masalları Üstüne Görüşler kitabıdır. 1813’te Alman Grimm Kardeşler, Alman masallarını derleyerek bu yolda hizmet vermiştir.

Türk Geleneğinde Masallar

Türk geleneği en masalımsı anlatıları bile gerçeğe yaklaştırma eğilimindedir, masalda olağanüstü unsurlar, akıl dışı nitelikte değildir. Masalların başında yer alan tekerlemeler, masalın konusunun gerçekten ayrılan yanlarına dikkati çekecek niteliktedir. Masallar sözlü halk edebiyatı türleri içinde ülkeden ülkeye, çağdan çağa en çok yayılan yaratmalardır. Türkiye masalları hem Anadolu’nun eski kültür geleneklerini, hem de eski Türk masal geleneğini devam ettirmektedir.

Türkiye masalları, Pertev Naili Boratav, Eflatun Cem Güney gibi yazarlar tarafından derlenip incelendi.

Halkımız arasında Dede Korkut Hikayeleri, Binbir Gece Masalları, Keloğlan Masalları sık rastlanan masallarımızdandır. Hele Keloğlan’ın içinden çıkamadığı iş yoktur. Cemiyetimizde, eskiden “Masalcı Nine”ler vardı. Bunlar, tatlı üsluplarıyla, uzun kış gecelerinde, ramazan gecelerinde, evlerde, konaklarda, çıtır çıtır yanan sobaların başında, çocuklara masallarımızı anlatırlardı. Masallar ve bilhassa Türk masalları ekseriyetle, şu üç kısımdan meydana gelir: Giriş veya tekerleme kısmı, mevzuyla pek alakası olmayan sözlerden meydana gelir: “Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, deve tellal iken, pire berber iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, babam düştü beşikten, ben fırladım eşikten, babam kaptı küreği, annem aldı maşayı, gösterdiler kapının ardındaki köşeyi. ”Bu kısımla, masalı anlatan şahıs dinleyicilerin dikkatini tamamen kendine çekmeye çalışır. İkinci bölüm asıl vakaların geçtiği kısımdır. Son kısımda yine, bir tekerleme olabilir, ama bunlar, baştakiler kadar uzun olmaz. Pek çoğunda, “Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine” diye sona erer.

Türk masal geleneği, en hayali anlatış tarzlarını bile gerçeğe yakın bir şekle getirir. Vakalar, olağanüstü unsurlar, fazla akla aykırı bir nitelik taşımaz. Türk masalları, birçok ilmin, sanatın faydalandığı birer hazine değerindedir. Milletimizin, birçok eski örf ve adetleri, inançları, huyları, masallarımızda bulunabilir. Özellikle dilciler, tarihçiler, roman, hikaye, tiyatro, film senaryosu yazanlar için masallar birer hazine değerindedirler.

Türk masalları ilk önce Billur Köşk adlı bir eserle görülmüştür. George Jakob’un 1898’de yayınladığı bu eser, Menzel tarafından 1923’te yayınlanmıştır. Macar İ. Kunoş’un çalışmaları takib etmiştir. İgnace Kunoş Türk masallarını araştırıp incelemiş ve tasnif etmiştir. Ayrıca Türk Halk Edebiyatı eserini 1925 yılında İstanbul’da neşretmiştir. İstanbul Halk Masalları (1905), Adakale Masalları ise 1907’de neşredilmiştir.

Daha sonra bu çalışmalar Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde geniş yer tutmuştur. Gümüşhane Masalları, Elazığ Masalları, Erzurum Masalları, Taşeli Bölgesi Masalları ve Türk-İskoç Masalları Mukayesesi gibi çalışmalar görülmüştür. Tahir Alangu, Eflatun Cem Güney, Şükrü Elçin, A. Edip Uysal gibi araştırıcı ve yazarlar da bu sahada çalışmalar yapmışlardır.

 

error: