🔊

Reyhan Güzeli İle Pâdişah Oğlu


Reyhan Güzeli İle Pâdişah Oğlu

Varmış, yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Çok söylemesi günah, söyleneni dinlememek çok ayıpmış. Vaktin birinde bir memlekette Pâdişahla, bir çoban yaşarmış. Pâdişahın sarayı, bağları, bahçeleri, hizmetçileri ve koca bir ordu askeri varmış; bir tane de oğlu. Çobanın da bir sürü davarı, bir tane de dünya güzeli kızı varmış. Bu kız her sabah babasının ekmeğini çıkına koyup, babasını sürüsünün başına yolcu ettikten sonra, kapının önüne ektiği reyhanlarını sularmış.

Bir sabah Pâdişahın oğlu atını pınardan sulamaya götürmüş. Pâdişah oğlu bu, kendi atından güzel, atı kendinden. Çobanın kapısı önüne geldiği zaman çoban kızını görmüş. Çok beğenmiş. Kendi kendine: “Dur bu kıza lâf atayım” demiş. Kızın hizasına gelince: “Çoban kızı, çoban kızı, sen mi güzelsin, reyhanların mı?” demiş. Kız cevap vermemiş.

Pâdişah oğlu yoluna devam etmiş ama bu kızı mutlaka konuşturacağım, demiş kendi kendine. Ertesi sabah Pâdişah oğlu en güzel elbiselerini giymiş. Kız da reyhanlarını suluyormuş. Pâdişah oğlu atının geminden tutmuş karşıdan görünmüş. Kız bakmış Pâdişah oğlu. Bugün dal gibi. Ayağında ipekli bir şalvar, sırtında beyaz patiska gömlek, ayağında nakışlı çorap, ayağında güzel iskarpinleri, belinde eğeli kuşak, saatin kösteği göbeğin üstüne düşmüş, bir yanı serhoş, bir yanı terpuş Gelin kız âşık olmuş Pâdişah oğluna. Ama gene de kendi kendine : “Ben bununla konuşmayacağım”, demiş. Pâdişah oğlu çobanın kapısına gelince çoban kızına:

“Çoban kızı, demiş sen mi güzel, reyhanların mı?”

Kız gene cevap vermemiş. Şehzade atını sulayıp dönmüş. Ertesi sabah gene gitmiş atının geminden tutup, çoban kızına:

“Çoban kızı demiş, sen mi güzel, reyhanların mı?” Kız cevap vermemiş.

Pâdişah oğlu içinden : “Ben sana bir oyun oynayayım ki, göresin” Demiş.

Sabah olunca bir sandık almış. İçine incik, boncuk doldurmuş. Sabah çoban kızının kapısına gelmiş:

“Çerçi! Çerçi!” diye bağırmış. Mahallenin kızları koşmuşlar. Kimi küpe, bilezik, kimi renkli iplikler almışlar. Çoban kızı da iki tane bilezik almış. Sıra parayı vermeye gelince.

Çerçi, yani Pâdişah oğlu:

“Ben parayla satmam,” demiş. Şu güzel kız bir öpüş verirse her şeyi size veririm. Çoban kızını göstermiş. Çoban kızı bu lâfları işitince aldıklarını indirmiş. Ama mahallenin kızları:

 “Ne olur ki. İki gözümüz kör olsun kimseye demeyeceğiz. Hem bu çerçi şimdi gidecek daha da gelmez. Haydi, haydi bizi kırma,” demişler. Kızı kandırmışlar. Çerçi kızı yanağından öpmüş. Her şeyleri de orada bırakıp gitmiş. Kızlar bölüşmüşler sandıktakileri. Ertesi sabah çoban kızı yine reyhanlarını sularken Pâdişah oğlu görünmüş. Atının gemini tutarak, salına salına gelmiş. Çoban kızına:

“Çoban kızı, demiş Sen mi güzelsin, reyhanların mı?”

Çoban kızı ses etmemiş. Pâdişah oğlu:

“Hiç de konuşma, dün seni öptüm mü, öpmedim mi?” demiş. Çoban kızının aklı tepesinden uçmuş. İçinde kızmış kızmış… Kendi kendine:

“Pâdişah oğlu” demiş… Yaptığını yanına komam. Bekle de gör, demiş. Akşam babası eve gelince:

 “Baba” demiş. Bir koç kes, postunu bana ver demiş. Babası bir koç kesmiş, etini yemişler, postunu da kızı almış. Sabahleyin babası davara gitmiş. Kız reyhanları sulamamış. Pâdişah oğlu boşuna geçmiş oradan.

Akşama doğru çoban kızı posta incik, boncuk ve yüzük bağlamış. Posttaki her tüye bir şey bağlamış. Postu kaldırınca şangur, şungur sesler çıkarmış. Akşam ne etmiş, ne etmemişse saraya girmiş. Pâdişah oğlunun odasına gitmiş. Karyolanın altına girmiş, postu sırtına örtmüş beklemiş. Pâdişah oğlu odaya gelip yatağına girmiş. Gece yarısına doğru çoban kızı postu titreterek, şangur şungur sesler çıkarak çıkmış:

“Uyan Pâdişah oğlu,” demiş. Ben Azrailim, canını almaya geldim.

Pâdişah oğlu:

“Ne olur kıyma,” demiş. Yalvarmış. Çoban kızı iki patlıcan çıkarmış:

“Öyleyse” demiş, bu patlıcanları burnunun deliklerine sokacağım. Yalnız sen hastayım diyeceksin. Yorganını burnunun üstüne kadar çekeceksin. Bir tek gözün görünecek, demiş.

Pâdişah oğlu kabul etmiş. Kız gitmiş. Sabahleyin sarayı bir telâş almış. Pâdişah oğlunun hastalığına hiçbir doktor, hiç hacı hoca çare bulamamış. Bir gün çoban kızı erkek kıyafetine bürünüp saraya gelmiş. Doktorum, demiş. Pâdişah oğlunun yanına çıkarmışlar. Odadakileri dışarı çıkarmış. Yorganı çekmiş. Pâdişah oğlunun burun deliklerindeki patlıcanları çekip çıkarmış. Sonra da:

“Ya! Pâdişah oğlu. Sen beni öptünse, bende senin burnuna patlıcanları soktum ya!,”

demiş. Pâdişah oğlu anlamış her şeyi.

“Çoban kızı,” demiş. Vaktine hazır ol seni öldüreceğim. Kız gitmiş. Birkaç gün sonra Pâdişahla Sultan Hanım çoban kızını oğullarına istemeye gelmişler. Çobanı bir korku, bir heyecan almış. Kızına:

“Kızım, ne edek ki,” demiş? Çoban kızı:

“Ver baba,” demiş. Kaderimizde ne varsa göreceğiz.

Çoban kızını Pâdişah oğluna vermişler. Hazırlıklar yapılmış. Kızın elbiseleri terziye verilmiş, Pâdişah oğlu elbiseleri diktirmek için terziye emir verip çıkmış. Biraz sonra çoban kızı terziye gitmiş:

“Pâdişah oğlu diyor ki” demiş. Bu elbiseler iyi değil bunları tazılara çul yapsan, yeniden biçsin. Terzi onları tazılara çul yapmış. Pâdişah oğlu gelip durumu öğrenince renk vermemiş amma, içinden çoban kızına iyice kin tutmuş. Çoban kızı oradan kunduracının yanına gitmiş.

Pâdişah oğlunun ısmarladığı kunduralar için:

“Kunduracı başı” demiş, Pâdişah oğlu diyor ki, bu kunduraları çöplüğe attırsın, daha iyilerini yapsın. Kunduracı atmış tabiî. Pâdişah oğlu da iyice küplere binmiş. Çoban kızı oradan da yemeklerin yapıldığı yere gitmiş. Aşçı başını çağırmış:

“Aşçıbaşı” demiş. Pâdişah oğlu diyor ki, bu yemeleri itlere versinler yeniden yemek yapsınlar. Aşçı başı kazanları kurdurmuş. Pâdişah oğlu gelip vaziyeti görünce iyice öfkelenmiş. İçinden de:

“Çoban kızı seni kendi elimle öldürüp kanını içeceğim,” demiş.

Çoban kızı oradan eve gelmiş. Bir tuluğa pekmez doldurmuş. Beklemeye başlamış.

Pâdişahın adamları gelini almaya gelmişler. Çoban kızı tuluğu boynuna elbisenin içine yerleştirmiş. Gelini alıp alay yola düzülmüş. Kızı saraya getirip odasına çıkarmışlar.

Herkesler gidince çoban kızı pekmez dolu tuluğu çıkarıp kendi elbiselerini giydirmiş tuluğa.

Orda parçalardan bir baş yapmış. Peçe örtmüş başına tuluğun. Tuluğun ağzına bağladığı ipi de eline alıp bir perdenin arkasına girmiş. Pâdişah oğlu içeri girmiş:

“Çoban kızı demiş elimdesin şimdi öldüreyim mi seni?”

Elini koynuna atıp bir hançer çıkarmış.

“Çoban kızı hazır mısın,” demiş.

Çoban kızı tuluğun ağzındaki ipi çekince tuluğun başı evet manasında sallanmış. Pâdişah oğlu iyicene kızmış. Beklemiş ki, çoban kızı yalvarsın. Çünkü çoban kızını seviyormuş. Bir daha:

“Çoban kızı öldüreyim mi seni?” demiş.

Tuluğun ipini çekmiş o da. Tuluk başını sallamış güya. Pâdişah oğlu kızmış hançerini sözde kızın kalbine batırmış. Tuluğu delmiş. Pekmezler kıpkızıl akmışlar. Çoban kızının kanı sandığı pekmezlerden iki avuç içmiş.

“Ah! Çoban kızı demiş. Kanın bu kadar tatlı kim bilir kendin nasıldın. Sana nasıl kıydım,” demiş. Ağlamaya başlamış. O sırada çoban kızı perdenin arkasından çıkmış:

“Pâdişah oğlu canım kurban. Ömrüm yoluna feda… Sen nerde ben orda,” demiş. Pâdişah oğlu sevinmiş.

Yeniden toy edilmiş, düğün edilmiş. Onlar ermiş muradına.

Al şeftali ver şeftali, çekirdeği Âli’nin gözünden dışarı.

Terpuş: Kılık kıyafetteki zenginlik ve güzelliği anlatırken, kuvvetlendirmek için kullanılan bir tekerleme

İlgili Yazılar


Nosy Fox
90 Kez Okundu
10 Ekim 2019 - 17:10