🔊

Şeftâli Çocuk Masalı


Şeftâli Çocuk Masalı

Bir zamanlar, yoksul ama mutlu bir oduncu varmış, Karısı onu, o da karısını çok sever­miş. Yoksullukları onları üzmezmiş, Bilirlermiş ki, mutluluk, mal mülk çokluğundan daha büyük bir zenginliktir.

Oduncu ve karısı çocuk sahibi olmayı çok ister­miş, ama bir türlü çocukları olmazmış. Tek üzüntü kay­nakları da buy­muş zaten.

Oduncunun karısı bir gün ırma­ğın kenarında ça­maşır yıkıyormuş. Birden bir ses du­yup irkilmiş. Etrafı­na bakınca kim­secikleri göreme­miş. Başını eğip, çamaşırları yıka­maya devam et­miş, Az sonra aynı sesi bir kez daha duyunca, sesin ır­maktan geldiğini anlamış. Sanki ırmak kahkahalarla gülüyor, haşır huşur sesler çıkarıyor gibiymiş. Kadın daha dikkatli bakınca, akan suyun üzerinde sürüklenen bir şeftâli görmüş. Eği­lip şeftâliyi eline alan kadın daha bir şaşırmış. Çünkü şeftâli, bildiği şeftâlilere pek benzemiyormuş. Altın renk­liymiş, kabuğu bir bebeğin yanağı gibi taze ve yumu­şak, kokusu ise harikaymış. Kadın, akşam yemeği çıktı diye çok sevinmiş.

Kocası eve dönünce olanları anlatmış. Sonra da şeftâliyi ona vermiş. Oduncu bıçağını çıkarıp şeftâliye dokundurmuş. Ama o da ne? Şeftâliden kahka­ha sesleri geliyormuş. Oduncu ve karısı hayretle birbirlerine bakmışlar, Oduncu bir kez daha bıçağını şeftâlinin üzerine koyunca, yine aynı kahkahalar duyul­muş. Çok korkan oduncu, şeftâliyi karısına uzatmış; “Bu gerçek bir şeftâli değil!” demiş.

Karısı şeftâliyi kesmesi için ısrar edince, oduncu bir kez daha denemiş ve gülme sesine aldırmadan şef­tâliyi kesmiş. Şeftâlinin İçinden, çekirdek yerine küçü­cük bir çocuk çıkmasın mı? Bunu gören karı koca göz­lerine inanama­mışlar. Üstelik bu bücür, kollarını uzatıp; “Beni ku­cağınıza alın!” di­yormuş. “Artık bi­zim de bir çocu­ğumuz var” diyen oduncu ve karısı çok sevinmişler, Çocuğu bir güzel yıkayıp sarmışlar. Adını da “Şeftâli çocuk” koymuşlar.

Aradan ay­lar ve yıllar geç­miş. Şeftâli çocuk büyüyüp yiğit bir delikanlı olmuş. Oduncu ve karısı onu o kadar çok seviyorlarmış ki, durmadan masal anlatıyorlarmış. En son anlattıkları masal canavarlarla ilgiliy­miş. Bu masalı oduncu bir başkasından duymuş. Masal, şeftâli çocuğun ülkesine saldıran canavarları anlatıyor­muş. Önceleri oduncu, bu masalı anlatıp anlatmamakta kararsız kalmış. Ama çok sevdiği yavrusunun bunu bilmesi gerektiğini düşünüp anlatmış.

Masal şöyleymiş: Çok önceleri. Şeytan Adası’nın canavarları Şeftâli çocuğun ülkesine saldırmış. Evleri yakıp yıkmışlar. Hayvanları ve insanları öldürmüşler. Şim­di o ülke, bu canavarların elindeymiş.

Şeftâli çocuk bu masaldan çok etkilenmiş, Ökesi­ni o canavarların elinden kurtarmaya ahdetmiş. Bu fik­rini oduncu ve karısına da açıklamış. “Siz benim anam ve babamsınız!” demiş, “Sizi, dünyada ki her şeyden daha çok severim. Müsâde ederseniz ülkemi canavarların elinden kurtarmak istiyorum.”

Oduncu ve karısı bu habere çok üzülmüşler. Ama yapacakları bir şey de yokmuş doğrusu. Çaresiz kabul etmişler. Oduncu, belinden çıkardığı keskin ve sivri bıçağı Şeftâli çocuğa verirken, karısı da yolluk ha­zırlamış. Sonunda Şeftâli çocuk, anne ve babasına sarı­lıp vedalaşmış. “En kısa zamanda geri dönüp, yaşlı günlerinizde size ben bakacağım.” demiş.

Şeftâli çocuk, karanlık ormanlardan geçmiş, yük­sek dağları ve derin vadileri aşmış. Sonunda vahşi bir köpekle karşılaşmış. Hırlayarak dişlerini gösteren köpek; “Buradan hiç kimse geçemez!” diyormuş. Şeftâli ço­cuk gittiği yeri anlatınca, köpek uysallaşmış. “Beni de götür, sana yardımım dokunur!” demiş. Böylece, Şeftâli çocuk ve köpek arkadaş olarak yola koyulmuşlar. Yol­da bir maymunla karşılaşmışlar. Maymun da; “Burası benim bölgem, kimseyi bırakmam” diyormuş, Şeftâli çocuk gittiği yeri anlatınca maymun da onlara katıl­mış. Üç arkadaş biraz ilerledikten sonra bir kartalla kar­şılaşmışlar. Gittikleri yeri kartala da anlatmışlar. Kartal da hiç düşünmeden onlara katılmış.

Çok geçmeden deniz kıyısına gelmişler. Uzaklar­da, canavarların işgal ettiği ada görünüyormuş. Kıyıda duran bir yelkenli gemiye binerek adaya hareket et­mişler. Maymun yelkenleri açmış, köpek de dümene geçmiş. Kartal havada yol gösterip, kılavuzluk ediyor­muş. Adaya ulaşınca, kartal saldırıya geçmiş. Maymun da kalenin burçlarına çıkıp canavarlara taş atmaya başlamış. Canavarlar neye uğradıklarını şaşırmışlar. Bir çoğunun gözleri atılan taşlardan ve kartalın saldırıların­dan kör olmuş. Hemen kale kapılarını açıp denize doğ­ru kaçmaya başlamışlar.

Şeftâli çocuk ve azgın köpek kıyıda bekliyormuş. Şaşkın şaşkın üzerlerine gelen ca­navarları denize dökmüşler. Yalnız bir tek canavar kal­mış. O da canavarların kralıymış. Korkudan iki eliyle gözlerini kapatan canavar kral şöyle söyleniyormuş; “Yukarıya bakamıyorum, maymun taşa tutacak, kar­tal gözlerimi oyacak. Kaleden kaçamıyorum, köpek ısıracak. Adadan çıkamıyorum, Şeftâli çocuk denize atacak.”

Şeftâli çocuk canavarların kralına; “Hemen ülke­nin bütün hazinelerini gemiye taşı!” emrini vermiş. Ca­navar kral söyleneni yapmış. Şeftâli çocuk da onun ha­yatını bağışlamış.

Böylece geriye dönüş yolculuğuna başlamışlar. Kartal, maymun ve köpek, kendi bölgelerine gelindik­çe vedalaşıp ayrılmışlar.

Şeftâli çocuk, anne ve babasını ırmak kenarında bulmuş. Birbirlerine kavuştukları için çok sevinmiş ve mutlu olmuşlar. Mutlulukları ömür boyu devam etmiş.

İlgili Yazılar


Nosy Fox
80 Kez Okundu
11 Ağustos 2019 - 10:34