Üç Talipten Hangisi


Eski devirlerde, Orta Anadolu kasabalarından birinde zengin bir bey yaşamakta idi. Bu beyin, güzelliği dillere destan olmuş, bir kızı varmış. Görenleri hayran eden genç kızın, daha pek genç yaşta o kadar çok talipleri çıkmış ama babası hepsine de birer bahane bulur, kızını vermekten kaçınırmış. Ancak gelen talipler arasında, temiz aileden, namuslu, çalışkan, meziyetleri çok üç genç varmış ki, bunları geri çevirmeye gönlü razı olmamış. Sevgili kızımı, versem versem, ancak bunlardan birine verebilirim; fakat hangisine diye düşünür dururmuş bey. En son, şöyle bir çıkar yol bulmuş. Her üçüne de ayrı ayrı ve birbirinden habersiz şu teklifi yapmış:

“Kızımı yalnız bir şartla sana verebilirim. Yaşadığın şehirden ayrılıp, gurbet diyarına çıkar, kendi alın terinle ekmek parası kazanır, bu paradan bir kısmını biriktirerek, kemerinde beş yüz altınla dönersen, ancak o zaman kızımla evlenebilirsin,” der.

Her üç talip de bu teklifi cana minnet bilerek, baba ocaklarını terk eder, her biri bir tarafa dağılarak, türlü zahmetler ve mihnetlerle hayatlarını kazanmaya başlarlar. Bunlardan en büyüğü olan Ali Galip, iki yıl içinde kazancından arttırdığı paralarla beş yüz altın biriktirip sevine sevine yurduna dönerken, uğradığı kasabaların birinde, bir panayıra rastlar. Panayırda, bir gezici satıcının elinde, acayip bir ayna görüp marifetini öğrenmek merakına düşer. Satıcı: “Her kim bu aynaya bakarsa, pek uzak yerlerde olup bitenleri görür, cevabını verince, aynayı satın almak hevesine kapılarak bedelini sorar. Satıcı, beş yüz altından on para aşağı vermeyince, Ali Galip, böyle marifetleri olan bir aynaya sahip olmak uğruna, biriktirdiği beş yüz altını sayıp, aynayı alır, yola koyulur.”

Kızın ikinci talibi olan Hasan Ferhat da aynı şekilde kazandığı beş yüz altınla memleketine dönerken, uğradığı şehirlerin birinde, sihirli bir halı görür, dayanamaz, elindeki parayı halıcıya kaptırır. Bu halının üzerine binen kimse, birkaç dakika içinde istediği yere ulaşabilirmiş.

Üçüncü talip, Haydar adında bir delikanlı idi. O da, bir başka panayır yerinde, pek şifalı özellikleri bulunduğu söyledikleri bir limona, beş yüz altını sayarak satın alır.

Az giderler, uz giderler, dere tepe düz giderler, bir gün her üçü de, bir yol kavşağında buluşurlar. Nereden gelip, nereye gittiklerini birbirlerine sorarlar, başlarından geçenleri bir bir anlatırlar. Bir de ne görsünler, üçü de aynı kıza talip değiller miymiş meğer? Bunun üzerine içlerinden biri:

“Acaba, ortak sevgilimiz şu anda ne yapıyor. Yoksa bir başkası ile mi evlendi?” diye sorar. Ali Galip, hemen cebindeki aynayı çıkarıp:

“Ondan kolayı ne var? Aynaya bakar öğreniriz,” der. Her üçü birden aynanın üzerine eğilirler. Bir de ne görsünler? Beyin kızı, hasta, yatakta yatmıyor mu? Bu acı manzara karşısında, büyük bir üzüntüye kapılan delikanlılardan biri:

“Şimdi ne yapacağız?” diye düşünürken, ikinci talibin sihirli halısı akıllarına gelir. Hemen üzerine binip havalanırlar, birkaç dakika sonra sevgililerinin başı ucunda bulunurlar.

Hekimin biri gidip, biri geliyor, fakat hiç biri de bu güzel kızın derdine çare bulamıyorlardı. Delikanlılar, beşer yüz altına satın aldıkları hediyeleri, kızın babası olan beye verip, her üçünün de marifetlerini anlatırlar. Bunun üzerine bey, son ümit olarak, limonu kesip kızına yedirince, hasta kız, hemencecik şifaya kavuşup ayağa kalkar. Aldı mı size beyi bir düşünce. Şimdi kızı bu üç delikanlıdan hangisine versin? O sırada masalcı baba, beyin imdadına yetişmiş:

“Gençler” demiş. Kızın iyileşmesinde her birimizin de ayrı ayrı hizmeti büyüktür. Bey şimdi, kızını hanginizin hak ettiğini düşünüyor. Bekleyin, uzun sürmez. Çıkmaz ayın son çarşamba günü size kararını bildirir.

İlgili Yazılar


Nosy Fox
191 Kez Okundu
10 Ekim 2019 - 18:08